İstihbarat Raporu

March 10, 2008

İstihbarat değerlendirme raporuna göre TSK’nin Irak operasyonu başarılı geçti Rapora göre operasyon başlangıcından 1.5 ay önce planlandı; hedefler yüzde 100 vuruldu.

Mustafa Balbay’ın haberi

1. Kürt yönetimi bölündü, örgüt içinde karşılıklı suçlamalar başladı.

2. Türkiye ABD denetimindeki Irak’a giremez düşüncesi kırıldı .

3. PKK üst yönetimiyle Öcalan arasında güven bunalımı doğdu .

4. Yaş ortalaması 40’ı geçen lider kadrosunun hâkimiyeti zayıfladı .

5. Barzani, Türkiye’de destek bulup siyaset üretme umudunu yitirdi .

6. . Terör örgütü Türkiye’de düzenlediği mitinglerde destek bulamadı .

7. Bu operasyon, operasyonların sürmesi gerektiğini ortaya koydu.

Irak’a düzenlenen askeri operasyonun sonuçlarıyla ilgili bölgeden gelen bilgilerle birleştirilerek hazırlanan istihbarat-değerlendirme raporunda, operasyonun temel hedeflerine ulaşıldığı, örgütün kendi içinde tartışmaya sürüklendiği, K. Irak yönetiminin Türkiye’de taraftar bulma umudunu yitirdiği, bölgede yerleşmeye başlayan “Türkiye, ABD yönetimindeki Irak’a operasyon düzenleyemez” düşüncesinin kırıldığı vurgulandı.

Cumhuriyet ‘in ulaştığı söz konusu raporda, terör örgütünün önümüzdeki bahar aylarında silahlı güç sayısını iki katına çıkarıp 10 bine ulaşmayı ve yeni eylemler yapmayı hedeflediği belirtildi. Operasyonun bu süreci kırmayı da amaçladığına dikkat çekildi. Rapor ana hatlarıyla şöyle:

* Operasyon bir hafta sürecek şekilde, 1.5 ay öncesinden planlandı. Bölgeye lojistik ikmal de bu zamanlamaya dayalı yapıldı. Hedef, terör örgütünün barınma ve ikmal kaynaklarını zayıflatmak ve operasyon bölgesindeki teröristleri etkisiz hale getirmekti. Bu başarıldı.

* Gerek bölgeden gelen istihbarat bilgileri ve gerekse çeşitli kaynaklardan birleştirilen haberler, örgütün bahar aylarında mevcudunu 8-10 bine çıkarmayı hedeflediğini gösteriyordu. Bu güçle birlikte kanlı eylemler planlanmaktaydı. Operasyon bu bakımdan önleyici bir nitelik taşıdı. Ancak örgütün hedeflerini tümüyle ortadan kaldırmak için yeni operasyonlar gerekli.

Suçlamalar başladı

* PKK, gerek yurtiçinde, gerekse yurtdışında sürekli “Türk Silahlı Kuvvetleri Irak’ın kuzeyine kara harekâtı yapamaz. ABD kontrolünde bu mümkün değil” propagandası sürdürüyordu. Operasyon, örgütün yerleştirmeye çalıştığı bu düşünceyi kırdı. Örgütün moral-motivasyonunda büyük sıkıntı yarattı.

* Örgütün kendi içinde ve Türkiye’deki siyasi uzantılarında ciddi güvensizlik ve karşılıklı suçlama başladı. Terör örgütü, Irak operasyonunun, içerideki uzantıları tarafından daha etkili protesto edilmesini istedi, kapatılmaktan korkmaması uyarısında bulundu. Örgüt, operasyondan sonra halkın yeterince hareketlenmemesinin sorumluluğunu siyasi uzantısına yıktı.

‘Samimiyet’ sorgulaması

* Operasyon süresince ve operasyon sonrasında terör örgütüyle yerel güçler arasında güven bunalımı ortaya çıktı. Birbirlerine kuşkuyla yaklaşmaya başladılar. Karşılıklı “samimiyet” sorgulamasına giriştiler. Yerel güçlerin, Türkiye’deki uzantılarını kendi hedeflerine ortak etme umudu büyük ölçüde zayıfladı. Kim tarafından desteklenirlerse desteklensinler, Türkiye’ye rağmen adım atamayacaklarını gördüler. Irak’ın kuzeyindeki güçler, Türkiye’de konuşulan kimi yerel dilleri dahi yasaklamaya başladılar.

* 1988-99 arasında bölgedeki örgüt üyelerinin yüzde 52’si Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı. Kalanı yabancı uyrukluydu. Bugün yüzde 60’ı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Yabancı uyrukludaki azalış, örgütün hedeflerine ulaşacağına ilişkin güvenin zayıflamasından kaynaklanıyor.

* Örgütün genel hedefleri dikkate alındığında; 80’li yıllarda, 1992’de ordulaşmaya geçilecekti. Oysa bugün değil ordulaşma, genellikle 7-8 kişilik gruplarla dolaşmayı ve mayın, pusu gibi sıfır riskli eylemleri ancak yapabiliyorlar. Operasyon mevcut durumdan da geriye gidiş sağladı.

‘Örgüte hâkim değiller’

* PKK fiili olarak Cemil Bayık ve Murat Karayılan ‘ın yönetiminde. Mustafa Karasu, Duran Kalkan ve Rıza Altun ‘un etkisi giderek zayıflıyor. Örgüt terörist Abdullah Öcalan ‘a bağlı kalmayı “dağılmama” koşulu olarak görüyor. Ancak belirtilen tüm isimlerin ve lider kadrosunun yaşı, bu konumlara göre ilerledi. Lider kadrosunun yaş ortalaması 40’ın çok üzerinde. Buna sağlık sorunları da eklendiği için tümü çatışma bölgelerinden çok uzakta. Bu, örgüte hâkim olmada sıkıntılar yaratıyor. Operasyonda bu da görüldü.

* İran’ın izlediği tutum, örgütün bu ülkeye güvensizliğini yeniden gündeme getirdi. İran’ın tek ve net bir tavır içinde olmaması, merkezi yönetimle devrim muhafızlarının farklı yaklaşması güvensizliği derinleştirdi.

* Örgüt maddi destek bulmakta, ihtiyaçları ölçüsünde çok fazla sıkıntı çekmiyor. Maddi desteğinin yüzde 90’ını Avrupa’dan sağlıyor.

Subaylar 4-6 yıl arazide

Raporda bölgedeki operasyon koşullarına da dikkat çekiliyor ve şu noktaların altı çiziliyor:

*Dünyada böyle bir operasyonu başarabilecek ordu sayısı 8’dir.

* Mevcut arazi ve iklim koşulları dikkate alındığında Türk Silahlı Kuvvetleri dışında hiçbir askeri güç bunu yapmak istemeyecektir.

* Hava destekli kara operasyonlarının çok büyük bir bölümünde yanlış hedef sorunu yaşanır. Bu yüzden doğan sivil kaybı ciddi sonuçlar doğurur, operasyonun gerçek hedefini gölgeler. Bu operasyonda hata payı yüzde 0’dır. Hedefe vuruş yüzde 100’dür. Bu küçümsenmemesi gereken bir sonuçtur.

* Bölgedeki subaylar güç koşullar altında ve nöbet anlayışıyla görev yapmaktadır. Ülkemizin son yıllarda yaşadığı güvenlik sorunları nedeniyle bir subay 31 yıllık meslek yaşamında 4-6 yılı evinden uzak arazi koşullarında geçirmektedir. Bu zamana günlük 8-9 saatlik mesai dahil değildir. Bugün için dünyanın hiçbir ordusunda bu durum yoktur.


Küresel Ticaret Oligarşisinin Adamı: Cüneyd Zapsu

March 9, 2008

Cüneyd ZAPSU, Yassin Abdullah A.KADI, Mehmet Fatih SARAÇ ve Mustafa Latif TOPBAŞ hakkında elde edilen bilgiler.

2. AÇIKLAMA :

a. Cüneyd ZAPSU ;

(1) Hasan Cüneyd ZAPSU, 1956 yılında İstanbul’da doğdu. Alman Lisesini bitirdikten sonra İstanbul ve Münih üniversitelerinde iş idaresi eğitimi aldı. İş hayatına özel sektörde başladı ve çeşitli birimlerde başkan yardımcılığı ve başkanlık yaptı. Ayrıca özel sektörde yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkanı oldu. Halen İstanbul İhracatçılar Birliği Başkanlığı ve ABD’de Hazelnut Council’in eş-başkanlığını yapıyor. İş hayatına özel sektörde başlamış, halen Noramin İş Merkezi No:101 Maslak/İSTANBUL adresinde faaliyet gösteren Azizler Holding A.Ş. İcra Kurulu Başkanlığını yürütmektedir. Türk Amerikan İş Konseyi, TÜSİAD gibi çeşitli cemiyetlere üyedir. İngilizce ve Almanca biliyor. Azizler Holding İcra Kurulu Başkanı ve Türk-Amerikan İş Konseyi Yönetim Kurulu üyesi olan Cüneyd ZAPSU, AK Parti’nin kurucu üyeleri arasında bulunuyor. Aynı zamanda Dünya Ekonomik Forumunun Türkiye’deki birkaç üyesinden biridir. Beş senedir fındık sektör temsilcisi olarak 20 kişilik İcra Komitesi üyeliğinde bulunan Cüneyd ZAPSU, Amerikalıların teklifi üzerine oybirliği ile başkanlığa getirilmiştir. Aynı zamanda Balsu Holdingin sahibi olan ZAPSU, Türkiye’de 600’den fazla mağazasıyla en geniş alışveriş merkezleri olan BİM’in marketler zincirinin sahiplerinden ve fındık ihracatçılarının da önde gelenlerinden biridir. Bir dönem Korkut ÖZAL’dan boşalan DP (Demokratik Parti) Genel Başkan vekilliğini yürütmüş olup daha sonra istifa etmiştir. Fethullah GÜLEN’e yakınlığı ile bilinmektedir. Basından elde edilen haberlere göre ABD’nin terörizme ilişkili olduğu için hesaplarını dondurduğu Suudi işadamı Yasin El KADI’nın Türkiye’deki ortağıdır. Drugstore (Sağlık ve kişisel bakım ürünleri satan mağazalar) tarzında “For You” adıyla mağazalar zincirinin sahibidir. İş dünyasından sadece Şarık TARA, Servet HARUNOĞLU, Vural AKIŞIK, Aziz ve Cüneyd ZAPSU kardeşler 10 yıldır ısrarla Davos’ta Türkiye’yi temsil etmektedir. Tayyip ERDOĞAN’ın ABD gezisinin düzenleyicisi Cüneyt ZAPSU, Abdurrahim ZAPSU’nun torunudur. Abdurrahim ZAPSU’da şu an yaşamayan Musa ANTER’in kayınpederi, Said-i Kürdi’nin dostu ve Sibirya sürgününde arkadaşıdır. Massey-Ferguson traktörlerini yapan Uzel traktör fabrikası da anneleri olan Gaye ZAPSU’nundur.

(2) Dünyanın önemli yatırım bankalarından Merril Lynch’e bağlı şirketlerden Merril Lynch Global Emerging Markets Partners ile Amerika Birleşik Devletleri’nin ikinci büyük bankası Bank of America’nın yatırım şirketi Bank America İnternational İnvestment Corporation BİM’in ortakları arasında yer almaktadır. İrticai örgütler ile bağlantılarının olduğu bilinen Azizler Holding bünyesinde bulunan Birleşik Mağazacılık A.Ş. tarafından 1995 yılında 25 market olarak açılan BİM’ler 2000 yılına 402 mağaza ile girmiştir ve yıl sonuna kadar da hedefini 600 mağaza olarak belirlemiştir. Yaklaşık 600 temel tüketim maddesini % 35 daha ucuza satan BİM Mağazaları “Toptan Fiyatına Perakende Satış” sloganı ile ucuzluk mağazaları sınıflamasında hard-discount olarak bilinen çok düşük fiyata satış yapmaktadır.

(3) Cüneyd ZAPSU ile ilgili internet ortamından elde edilen bilgiler ;

(a) Balsu Gıda San.A.Ş. :

Adres : Celaliye Balsu Cad. No:7 Silivri

Hasan Cüneyd ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Kenan İsmail ÖKTENER Yönetim Kurulu Üyesi

Gülgün Saniye ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Beyza ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

(b) Teksu Dağıtım Hizmetleri A.Ş. :

Adres : Celaliye Balsu Cad. No:7 Silivri

Hasan Cüneyd ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Geylan Abdülaziz ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Enver ARVAS Yönetim Kurulu Üyesi

Kenan İsmail ÖKTENER Yönetim Kurulu Üyesi

(c) Balsu Marketing Dış TİC.A.Ş. :

Adres: Celaliye Balsu Cad. No:7 Silivri

Kenan İsmail ÖKTENER Yönetim Kurulu Üyesi

Enver ARVAS Yönetim Kurulu Üyesi

Hasan Cüneyd ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Geylan Abdülaziz ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

(ç) Teksu Ticaret A.Ş. :

Adres : Celaliye Balsu Cad. No:7 Silivri

Hasan Cüneyd ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Enver ARVAS Yönetim Kurulu Üyesi

Kenan İsmail ÖKTENER Yönetim Kurulu Üyesi

(d) Azizler Holding A.Ş :

Adres : Celaliye Balsu Cad. No:7 Silivri

Geylan Abdülaziz ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Hasan Cüneyd ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Kenan İsmail ÖKTENER Yönetim Kurulu Üyesi

Gaye ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

(e) BaIsu Sigorta Hizmetleri A.Ş. :

Adres : Celaliye Balsu Cad. No:7 Silivri

Kenan İsmail ÖKTENER Yönetim Kurulu Üyesi

Hasan Cüneyd ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Beyza ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

(f) Lezziks Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. :

Adres : İçerenköy Mah. Yalvaç Sk. No:11 Kat:2 Kadıköy

Hasan Cüneyd ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Mehmet Fatih SARAÇ Yönetim Kurulu Üyesi

Enver ARVAS Yönetim Kurulu Üyesi

(g) BİM Birleşik Mağazalar A.Ş. :

Adres : Şamandıra Ebubekir Cad. No:289 Kartal

Geylan Abdülaziz ZAPSU Yönetim Kurulu Üyesi

Mustafa Latif TOPBAŞ Yönetim Kurulu Üyesi

Mehmet Fatih SARAÇ Yönetim Kurulu Üyesi

John D. HARTE Yönetim Kurulu Üyesi

b. Yassin Abdullah A.KADI ;

23 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir haberde; terörist Usame Bin LADİN’e parasal destek sağladığı belirlenen Suudi İş Adamı Yassin Abdullah A.KADI’nın Türkiye’de bir çok şirkete ortak olduğu ortaya çıkmıştır. Yassin Abdullah A.KADI, ABD Hazine Bakanlığı ve İngiltere hükümetinin, hesaplarını dondurduğu 39 işadamından biridir ve halen Suudi Arabistan Cidde’de ikamet etmektedir. Muvafık Vakfının kurucusudur. Bu vakıfın Mısır devlet başkanı Hüsnü MÜBAREK’e düzenlenen suikastta parmağı olduğu öne sürülmüştür. KADI’nın Türkiye’de ortağı olduğu firmalar CARAVAN DIŞ TİC. ve İNŞAAT LTD.ŞTİ., AK GIDA SAN.TİC.A.Ş., YILDIZ DERİ MAMÜLLERİ A.Ş., HANEDANLAR GİYİM A.Ş.’dir.

c. Mehmet Fatih SARAÇ ;

Babası Erbakan’la eşdeğer islam fıkıhçısı Emin SARAÇ’tır. Yeni Şafak Gazetesine Albayraklar ile birlikte ortak olmuştur.

ç. Mustafa Latif TOPBAŞ ;

Rabıta bağlantıları tespit edilen Bereket Vakfı kurucuları arasında A.KADI ile ortaklığı bulunan Mustafa Latif TOPBAŞ’ın da adı yer almıştır.

d. Ticari Kurumların Ticaret Odasındaki Kayıtlar Üzerinden Elde Edilen Bilgileri;

(1) CARAVAN DIŞ TİC. ve İNŞAAT LTD.ŞTİ. :

Firma El Kaide örgütüyle bağlantılı olan Yassin Abdullah A.KADI ile Mehmet Fatih SARAÇ tarafından 1995 yılında Fatih Hocaüveyz Mah. Akdeniz Çad. No:33 sayılı yerde 6 Milyar sermaye ile kurulmuştur. O tarihteki % 90 oranındaki hisse Yassin Abdullah KADI’ya aittir. Daha sonradan firmanın hisseleri sırasıyla 36 milyara akabinde 250 Milyar TL. çıkartılmıştır. En son Yassin Abdullah KADI’nın 2.254.691 $ tutarındaki parayı şirketin sermayesine katmasıyla Caravan isimli firmanın sermayesi 950 Milyar TL.’ye yükselmiş olup firmanın son faaliyet adresi Eski Büyükdere Cad. Tahirağa Çeşme Sok. Ayazağa A Plaza N:1 Kat:11 Maslak olarak belirlenmiştir. Yasin Abdullah A. KADI şirketin % 95’lik hissesine sahip olmuştur. Daha sonradan bu oran % 60’a inmiştir.

(2) AHSEN PLASTİK KAĞITÇILIK ve TEMİZLİK ÜRÜN.SAN.TİC. A.Ş :

Firma yine Yasin Abdullah KADI’nın da büyük hissedarı olduğu Caravan Dış Tic. İnşaat Ltd.Şti. ile Mustafa Latif TOPBAŞ, Azizler Holding A.Ş., Geylan Abdülaziz ZAPSU ve Hasan Cüneyd ZAPSU tarafından 1997 yılında Caravan isimli firmanın Maslak’da bulunan faaliyet adresinde kurulmuştur. Daha sonradan firmanın sermayesi 100 Milyar TL.’ye yükseltilmiş olup Caravan isimli firma ile aynı adreste faaliyet gösteren Sağlam İnşaat San.Tic.A.Ş isimli firmada Ahsen Plastik’e ortak olmuştur. Şirketin 2000 yılı itibariyle yönetim kurulunda Yassin Abdullah A.KADI ile kurucu üyeleri bulunmaktadır ve Caravan Dış Ticaret, Ahsen Plastik isimli bu firmaya % 50 oranında ortaktır. Firma 2000 yılında merkez faaliyet adresini Sarıpınar Köyü Çanakçılar Mevkii Opet Karşısı Ümraniye olarak değiştirmiştir. En son sermayesi 1 Trilyona çıkartılan Ahsen Plastik isimli firmanın 2001 yılındaki ortaklığında Caravan Dış Tic. ile Sağlam İnşaat isimli firmalar bulunmamakla birlikte Nimet Gıda San.Tic. A.Ş. yeni ortaklardan biri olmuştur.

(3) AKGIDA SAN.TİC. A.Ş. :

Eski adı Ak Entegre Gıda San.Tic. A.Ş. olan Firma Mustafa Latif TOPBAŞ, Ahmet Atıf TOPBAŞ, Halit İLHAN ve Selami ERYILMAZ tarafından 1996 yılında 5 Milyar TL. sermaye ile kurulmuştur. 1997 yılında yapılan ve 1996 yılı olağan genel toplantısına ait hazirun cetvelinde 200 Milyar TL tutarında sermayesinin olduğu hissedarlarının Mustafa Latif TOPBAŞ, Ahmet Atıf TOPBAŞ, Yıldız Gıda ve Ambl.Yat.San.Tic. A.Ş., İbrahim Halit ÇİZMECİ, Azizler Holding A.Ş., Zeki Ziya SÖZEN ve Caravan Dış Ticaret olduğu belirtilmiştir. Yassin Abdullah A.KADI’nın da yönetim kurulunda bulunduğu Caravan isimli firmanın hisse oranı yaklaşık % 25 olarak belirtilmiştir. 1998 yılında yapılan ve 1997 yıl olağan genel toplantısına ait hazirun cetvelinde ise firmanın sermayesinin 1 Trilyon 800 Milyar TL. olduğu belirtilmiştir. 1998 yılında yapılan yönetim kurulu kararında ise Azizler Holding yer almadığı ancak Ülker Bisküvi firmasının sahipleri Sabri ÜLKER ile Murat ÜLKER’in yer aldığı belirlenmiştir.

(4) BİM BİRLEŞİK MAĞAZALAR A.Ş. :

Firma 1995 yılında 10 Milyar TL. sermaye ile Azizler Holding, Caravan Dış Tic. M.K.S. Marmara Entegre Kimya San.Tic. A.Ş.’yi temsilen Mustafa Latif TOPBAŞ, Hepsen Mehmet CANSUN, İbrahim Halit ÇİZMECİ, Geylan Abdülaziz ZAPSU ve Hasan Cüneyd ZAPSU tarafından kurulmuştur. 2000 yılında şirketin sermayesinin 2 Trilyon 300 Milyar TL. olduğu hissedarlarının arasında Isle of Man’de bulunan World Wide Ltd., New York’da bulunan Merrill Lynch Global Emerging Markets L.P., Chicago’da bulunan Bank of America Int. Investment Corparation, Azizler Holding A.Ş. ve Alman Dieter Brandes’in de eklendiği görülmüştür. Hisselerin büyük oranının da yabancı şirketlerde bulunduğu belirlenmiştir. Firmanın idare meclisinde 2000 yılı itibariyle Yassin Abdullah A. KADI’da yer almıştır. 11 Eylül’den sonra KADI’nın şirkete ortaklığına son verilmiştir.

e. Ek Bilgiler;

(1) Orhan ASLITÜRK’ün 1.7 milyar dolarlık naylon fatura-hayali ihracat operasyonundaki gümrük ayağındaki başrol oyuncuları ise Necdet KÜLÜNK-Metin KÜLÜNK kardeşlerdir. KÜLÜNK kardeşlerin sahibi oldukları İnanç Gümrükleme ile Çap Müşavirlik şirketleri 1994 ile 1998 yılları arasında, 4 yıl boyunca “gümrük” hizmeti vermişlerdir. Külünklerin İnanç Şirketler Grubu 28 Şubat sürecinde “çok konuşulan” İslami gruplar başlığında nitelendirilen şirketlerdendir.

Necdet KÜLÜNK, Necmettin ERBAKAN’a çok yakın bir isimdir. Refah-Fazilet Partisi’nin İstanbul milletvekili adayıdır. Necdet KÜLÜNK, İslami yönlerini ön plana çıkaran MÜSİAD’ın üyesidir. Necmettin ERBAKAN’ın teşviki ve talimatıyla kurulan Anadolu Aslanları’nın (Kısa adıyla ASKON) Başkan Yardımcısı olmuştur.

Kardeşi Metin KÜLÜNK sanayicilerin ağır toplarını çatısı altında toplayan İstanbul Sanayi Odası’nın meclis üyesidir. Külünk kardeşler, Recep Tayyip ERDOĞAN’ın hemşerisi ve uzaktan akrabasıdır. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandığı seçimde KÜLÜNK kardeşler seçim kampanyasında aktif görev almışlardır.

1995 -1998 arasında Muhammet CİĞER ile ortak olduğu “ASCOR” adlı şirkete bağlı 91 paravan şirketle toplam 1.7 milyar dolar hayali ihracat yapan ASLITÜRK’ün binlerce gümrük çıkış beyannamesi işlemini gerçekleştiren Metin KÜLÜNK ve ağabeyi Necdet KÜLÜNK, 22 Ocak 2001’de gözaltına alınarak tutuklandı. Külünk kardeşler, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Aynı zamanda Metin KÜLÜNK, AKP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi.

(2) Büyükşehir Belediyesi müteahhidi olan Mustafa HASANOĞLU’nun Tayyip ERDOĞAN’ın kasası olduğu, hatta İGDAŞ Genel Müdürü Fuat SONGÜL’ün Kuveyt Türk Kadıköy şubesinden bu şahsa 1 Trilyon TL. para ödediği basında yer almıştır. Bu şahıs bir müddet önce kaçırılmış ve Tekirdağ’da ölü olarak bulunmuştur0.

Mustafa HASANOĞLU ile ilgili bir başka tespit ise; 1999 yılı içerisinde Mustafa HASANOĞLU ve grubunun İZSAL A.Ş.’nin paylarının tamamını 100 Milyar TL’ye almasıdır. Oysa 1999 yılında tamamı 100 Milyar TL. olan İZSAL A.Ş. hisselerinin % 50’sinin Lonca A.Ş. (Doğalgaz sayaç okuma ihalesini Büyükşehir Belediyesinden alan firma) tarafından gerçek değerinden 27.2 kat fazla olarak 1 Trilyon 360 Milyar TL.’ye alındığını anlaşılmıştır.

Hesap uzmanları tarafından yapılan incelemede İZSAL A.Ş.’nin 1999 ve 2000 yılı bilanço gelir tablolarında firmanın faaliyetsiz olup, aktifi ve dolayısıyla herhangi bir mal varlığının bulunmadığının tespit edildiği belirtilmiştir.

3. DEĞERLENDİRME :

Adı geçen şahıs ve firmaların AKP ve İrticai örgütlerin yandaşları olduğu, AKP’nin iktidara gelişinde her türlü desteği sundukları, bugünde hükümet tarafından korundukları değerlendirilmektedir.


Parapsikoloji ve Parapsikolojik Harp

February 14, 2008

Parapsikolojik Silahlanma

CIA eski başkanlarından Richard Helms Watergate soruşturmalarında Warren Komisyonu’na verdiği bilgilerde şöyle demiştir:

Yapılan araştırma göstermiştir ki SSCB kendi sisteminin isteklerine uygun politik görüşe bağlı olacak şekilde, halkının davranışlarını düzenleyebileceği bir kontrol teknolojisi geliştirmeye çalışmaktadır. Bundan böyle aynı teknolojiyi daha karışık bir yaklaşımla, bilgiler kodlanarak insan hedeflerine yöneltilebilecektir. Bu insan zihinleri harbi olacaktır

1980 yılları başında ise, ABD’yi uyaran daha enteresan ve ürkütücü haberler duyuluyordu. Başkan Reagan ABD’de iktidara gelince Pentagon, CIA, FBI, DIA’nın kesin bilgilerini kapsayan dosyalarla karşılaştı. Bu bilgilerin bir kısmına açık basında da rastlıyoruz. Konu, Sovyetlerin zihin harbi ve parapsikolojisi çalışmalarıdır.

Bu raporlarda, ABD’de yerleşen yeni tip bir casusluk şebekesinin mevcudiyetinden söz edilmektedir. Hipnoz, telapati., düşünce okuma ve nakli gibi özel yeteneklere sahip ajanlar, Amerikan halkının şuuraltlarını etkileyerek düşüncelerini KGB (Sovyet İstihbarat Örgütü)’nin programı çerçevesinde değiştirmeye çalışmaktadır. Bu ajanlar çeşitli dini ve mistik topluluklara nüfüz ederek, bu organizasyonları konsantrasyon ve imajinasyon çalışmaları ile etkilemek yolundadırlar. Washington çevresi, ABD yöneticileri ve politikacılarnı etkilemek için başlıca hedef bölgesi olarak seçilmiştir.

Albay Alexander Raporu olarak basına intikal eden bilgilerde; ” Başkan Reagan’ın zihnini ve şahsi kararlarını kontrol altına almak” şeklinde belirlenen çalışmalardan bahsedilmektedir. Yine aynı raporda insan ve çeşitli tip hayvanları etkileyebilmek için deneyler yapıldığı anlatılmaktadır. Sovyet vatandaşı bayan Kulagina’nın PK gücüyle bir kurbağanın kalp atışlarını durdurabildiği açıklanmıştır.

Albay Hodgson’un da, basına, parapsikolojik harp konusunda yaptığı açıklamalar çok önemlidir. Rapora göre, nükleer silah etkileri ESP gücü ile bir araya getirilerek “Hyperspace Nuclear Howıtzer” Uzay Üstü Nükleer Obüs adı verilmiştir. Sibiryanın ıssız bir bölgesinde beton sığınak içinde meydana getirilen nükleler infilak etkisi, bir grup yetenekli psjiko süje tarafından, tahribi istenen hedef üzerine, zihinsel olarak nakledilmektedir. Mesafe sınırlaması yoktur.

Sovyetler’in; labaratuvarda ürettikleri bakteri türlerini kullanarak, psişik süje yardımı ile uzak mesafelerde, zihin yoluyla hastalık çıkarabildikleri de anlatılmaktadır.

Albay Hodgson, raporunda psişik güç yükselticiden de bahsetmektedir. Düşüncelerin konsantrasyonu ve yükseltilmesi yoluyla hedefler tahrip edilebilecektir. Bu işlem için askeri hedefin fotoğrafını kullanmak yeterli olmaktadır.

ABD’de Hieronimus makinası olarak bilinen ve patenti alınmış olan cihazla uzak mesafelerden zararlı böcekler öldürülebilmektedir.

1963 yılında kaybolan ABDde Nükleer Denizaltısı Tehresher’in, bu tür bir silahla batırıldığı söylenmektedir.

ABD’de parapsikolojik savunma için psişik süje yetiştirme çalışmaları başlatılmıştır. Profesyonel yetenekli medyumlardan da yararlanılmaktadır. Parapsikoloji labaratuvarında ilk planda 34 medyum çalışmalara başlamıştır.

PARAPSİKOLOJİNİN ÖNEMİ

Yakın tarihlere kadar sansasyonel ve ruhçu haberler olarak açıklanıp reddedilen parapsikoloji alanında ortaya çıkan haberler; artık uzmanlar, bilim adamları hatta askerler tarafından ciddiye alınmaya başlanmıştır. Bu sahada Sovyet Bloku’nda hızlı gelişmeler olduğu hakkında haberler olduğu artmaktadır.

Sovyet füze bilim adamlarının başında gelen K.E.Tisioloski, 1930 yıllarında şunları söylemmiştir:

“Telepatik yeteneklerin gerekliliği özellikle yakında başlayacak uzay yolculuğu çağında ortaya çıkacaktır. Bu yetenekler insanlığın genel tekamülünü değiştirecektir.

Bulgaristan Parapsikoloji Kurumu Başkanı Prof.Dr.Lozanov da ESP konusunda şöyle konuşmaktadır:

“Her insan telepattır (geleceği bilme, prejognition). ancak kimse bu sahip olduğu yeteneği kullanamıyor. Aynen musiki gibi. Herkes birkaç nota çalabilir, fakat onların içinde iyi bir müzisyen yeteneğine sahip bir kaç kişidir.”

Çekoslavakya Bruno Üniversitesi Rektörü Biyolog ve Fizyolog Dr. Eduard Babak, parapsikoloji hakkında şu açıklamayı yapmıştır:

“İnsan beş duyumdan daha fazla duyuma sahiptir. Bugün hiç şüphe yok ki, bazı psiko-fizyolojik şartlar altında insan ruhu başka bir insanın ruhunu etkilemektedir. Hem de başka duyumların algılamaları karışmadan.”

1970 yılları başında SSCB ‘ de paranormal olayları inceleyen, parapsikoloji alanında çalışan 20’den fazla merkez mevcuttur.

Yakın komşumuz Bulgaristan ,1965 yılında Prof.Dr. Lozanov başkanlığında 70 kişilik bir kadrosu olan, “Telkinbilim ve Parapsikoloji” kurumu kurmuştur. Zihin kontrolü, zihinsel şifa, retina ötesi görme, süratli öğrenme (saggestoloji) açık çalışmaları arasındadır. Çekoslavakya’ da psikotronik adı altında bilimsel olarak ele alının ESP çalışmaları; telepati, telegnosis ve psikoknesis branşlar içinde bir devlet kuruluşu olan Çekoslovak Koordinasyon Komitesi tarafından yürütülmektedir.Çalışmalar Bilim Sekreteri Dr. Zdenek Rejdak tarafından organize edilmektedir. Çek Bilimler Akademesi, çalışmaları desteklemekte ve Charles Üniversitesi Nörofizyoloji Bölümü deneylere yardımcı olmaktadır.

PARAPSİKOLOJİYE GİRİŞ

Sovyet bilim adamı Vlademir Bechterev ( 1857-1927), şartlandırılmış motor hareketlerini inceledi. İnsan; bir metal üzerine konmuş eline elektrik akımı verilince, kolunu çekiyordu. Dizinin altına çekiçle vurulunca ayağı havaya kalkıyordu. Bu hareketler birçok kere tekrarlanır ve her etkide zil çalınırsa, bir motor hareket teşekkül ediyordu. Yalnız zil çalmak suretiyle ayak havaya kalkıyor veya insan elini çekiyordu.

Sovyet bimi adamı İvan P. Pavlov (1849-1936), şartlı refleksler konusunu incelemiş, köpekler üzerinde çeşitli deneyler yapmıştır. Köpeklerin guddeleri şartlandırılabiliyor ve her zil çalışında salyaları akıyordu.ABD ve SSCB’de Biheyviorizm gelişirken Avrupada da Sigmund Freud (1856-1939) alt şuur üzerine teorisini geliştiriyor, tedavi buluyordu. Freud; insan hareketlerinde, ruhi durumunuda cinsel duyguların önemi üzerinde duruyordu.

Adler (1870-1937), Carl Gustav Yung (1875-1961), alt şuur fikri üzerinde Freud ile birlikte çalıştılar. Bilahare ayrılarak kendi görüşlerini geliştirdiler.

Amerikalı psikolog Prof. William James, psikolojinin maksadını değişik bir biçimde açıklamıştır. Normal şuur halimize akli şuur diyoruz. Ruh halimiz, özel bir şuur halidir. Akli şuurdan ince bir örtü ile ayrılmıştır. Bu bölgede tamamen farklı bir potansiyele sahip yaşantı hali uzanır. Biz ruhi incelemelerimizde, beş duyumuzu kullanıyoruz. Bu metod yanlıştır.

Psikologlar, yeni gelişmelerin ışığı altında, yöntemlerini değiştirmeye başlamışlardır. Psikolojinin maksadı genişletilmiştir. Bilime karşı, karşıt kültürde düşünen yeni gruplar; mantık, teknolojik makinalar, kompütürler kullanmaktadırlar. Diğer bir grup bilim adamı da kimyevi maddeleri, değişik şuur hallerini incelemekte kullanmaya başlamışlardır. Prof. William James, uyuşturucu maddelerle bir seri deney yaparak, normal şuur halinin , tek zihin durumu olmadığını ortaya koymuştur. Eski “esoterik” batıli sprinlerin içinde binlerce yıllık çalışmaların gizli olduğu ortadadır. Tibet Budizmi, Zen Budizmi, Sufizm ve Yoga gibi öğretiler, Batı da tamamıyla bilinmemektedir. Ancak bir çok düşünür ve bilim adamı, psikolojinin bilinen sınırları dışında çalışan diğer şuur hallerinden bahsetmektedirler. Şuur ve zihin sahalarını araştırmak için, yeni teknolojik cihaz ve makinalar geliştirilmiştir. Şuur olayını, deneysel psikoloji ve parapsikoloji artık labaratuvara sokmuştur. Yapılan yeni araştırmalar insanın diğen şuur hallerin ortaya koymaktadır. Bugün, normal akli ve teselsül halinde konuşmaya bağlı zihin halimizin yanında, sezgiye dayanan şuur halimiz kabul edilmektedir. İnsanın, akıl ile sezgiye dayanan kabiliyetleri arasında ki farklar incelenmektedir. Normal şuur sahasında ki eğitim, lisana bağlı ritmik fonsiyonlara dayalı fiziki bir çalışmadır. Heyecanlarımızı ve sezgi kabiliyetlerimizi çok az incelemekte ve geliştirmektedir. Dini ve mistik batıni sistemlerin, meditasyonu ve vecd halleri layıkiyle anlaşılamamaktadır.

Günümüzde çalışmalar iki grup halinde yönetilmektedir. Bir grup bilim adamı gündüz çalışmaktadır. Eski öğretilerin batıni bilgilerini topluyor, müşahade ve incelemelerini bir ışık elde edebilmek için geliştiriyorlar ancak sonuçta başarısızlığa uğruyorlar. Bu durum, onları bir ışık olmadığı görüşüne götürüyor. Bugün modern bilimin bulduğu madde ve enerji kanunlarının medeniyetimizin temeli olduğu açıktır. Ancak Galile, Nevton’dan Einstein’e uzanan bilim, özel bir haldir. Yalnız maddeye uygulanabilmektedir. Canlıların duyumlar dışı kabiliyetlerine yer vermemektedir. Sezgiye dayanan şuur halleri bildiğimiz müşahade şartları altında ortaya çıkmamaktadır.

Diğer grup ise gece çalışmaktadır. Metafizik ve mistik öğretilerden yola çıkarak dünya yaşantısının bir hayalden ibaret, bir rüya hali olduğunu kabul ederek, çalışmalarını sezgi sahasında yürütmektedirler. Ortaya koydukları araştırmalar ve yazılar, bilim adamlarınca anlaşılamamaktadır.

Yeni bir bilim dalı olarak gelişen ve kabul edilen Parapsikoloji, bu degişik iki şuur halinin sentezini yapma yoluna girmiştir. Eskinin batılı öğretileri ve bilgileri, modern teknolojik cihaz ve vasıtalarla incelenmeye başlanmıştır. Psikoloji bilimi yeni anlayışı ve vasıtalarıyla insanlığı yeni ufuklar açma yolundadır.

Londra Üniversitesi King’s College Matematik Profesörü John G. Taylor, The Shape of Minds to Come (Zihnin Gelecekteki Şekli) adlı kitabında, zihin ihtilalinin hakikatte yüzyıl önce başladığını söyleyerek şöyle demektedir:

“Zihin ihtilalinin yarı yolunda bulunduğumuz anlaşılıyor. Daha parlak gelişmeler olacak. Zihnin yeni anlayışı; insanın hislerini, hareket tarzlarını yahut zekasını kontrolde güçlü metotlar meydana getirdi. ”

Prof. Toylor teknik araçlarla insan zihninin kontrol edilebileceğine de değinerek şunları açıklamaktadır:

“Biz şimdi birçok zihin halini, hemen hemen bütünüyle, fiziki vasıtalarla kontrol edebiliyoruz. ”

SRI “Stanford Research institute” (Stanford Araştırma Enstitüsü) fizikçilerinden Laser Uzmanı Russel Targ ve Dr. Harold Puthoff yazdıkları Mınd-Reach, Positive Proof that E.S.P. Exısts (Zihin-Vüsat, ESP’nin Pozitif Mevcudiyetinin ispatı) adlı kitapta, 20 den fazla süje üzerinde yaptıkları, yüzden fazla bilimsel deneyde duyumlar dışı bir algılamanın mevcut olduğunu anlatmaktadırlar. Deneylerinin sonuçlarını şöyle toplamaktadırlar:

-Olay kısa mesafe ile sınırlı değildir.

-Elektriki şiltleme, algılamanın doğruluğunu engellememektedir.

-Süjelerin verdiği doğru bilglerin çoğu, isim yahut çalışma gibi analitik olmayan tabiatta değil, şekil, form, renk ve maddeye tekabül etmektedir.

-Hislerin şiltlendiği şartlar altında bilgi nakli, beynin sağ yarıküresinin çalışmasıyla ilgilidir.

-Tecrübeli ve tecrübesiz gönüllü denekler arasındaki başlıca fark, tecrübesizler fakültelerini teşhir etmiyorlar ve onların elde ettiği neticeler daha yetersiz. Bu bize uzak mesafeden görmenin (Clairvoyance ) geniş miktarda yaygın bir algılama kabiliyeti olduğunu muhtemelen uykuda (faaliyete geçmemiş) olduğunu göstermektedir.

PARAPSİKOLOJİ

Parapsikoloji terimi ilk olarak 1880 yıllarında Dessouir tarafından kullanılmıştır. Normal yaşantımızın kenarında, yanında cereyan eden fakat mevcut müspet bilgilerimizle açıklanamayan ruhi olaylar ifade edebilmektedir. Parapsikoloji beş duyumuzun dışında bazı olayları sezebilmek, etkileyebilmek ve geleceğe, geçmişe ait bazı şeyleri anlamayı kapsayan bir bilim dalı olarak ortaya atılmaktadır.

30 Aralık 1969 yılında parapsikoloji, Amerikan Bilim Geliştirme Birliği (AAAS)’ne esas üye olarak resmen kabul edilmiştir. Karar AAAS Meclisi tarafından alınmıştır. Bu meclis, tıp, mühendislik gibi 300 bilimsel üye birlikleri delegelerinden teşekkül etmektedir. Daha önce l963, l967, l968 yıllarında parapsikologların yaptıkları müracaatlar reddedilmişti. Bu degişiklik parapsikolojiye gelişmiş araştırma metotlarının getirilmesiyle sağlanmıştır. Schmidt’in imal ettiği elektronik numara jeneratörü ile yapılan araştırmalar ve Ulman’ın uyku monitörleri ile yaptığı deneylerin başarıya uluşması sonucu gerçekleşmiştir. ESP’nin varlığı konusunda yapılan bu deneylerin sonuçları tenkit edilememektedir. Bu teknolojik cihazlarla yapılan son PSİ araştırmaları bilim çevrelerince de ciddi olarak kabul edilmiştir. PSİ olayları laboratuvara sokulmuş, olaylar üzerinde çalışmalar başlamıştır. Şüphecilerin yegane üzerinde durdukları, aynı olayın aynı şartlar altında meydana getirilemeyişidir. Yıllarca yapılan tecrübe ve deneylere rağmen PSİ olaylarını tekrar meydana getiremiyoruz. Hatta bazen de karşıt sonuçlar meydana gelmektedir. Ancak olayların tekrar medana getirilmesi, fizik biliminde uygulanan bir metotdur.

Psikoloji ve fizyoloji bilimleri için yeni kriterler ve metotlar geliştirilmesi daha uygun görülmektedir.

Duyumlar dışı idrak ve PSİ dalgaları adını verdiğimiz paranormal olaylar:

-Parafizyolojik olaylar (hipnoz, suni uyku),

-Parapsişik olaylar (telepati, duru görü), olmak üzere üç grupta toplanabilir.

Parapsikoloji bilimi aşağıdaki PSİ (psişik, ruhi yetenekleri ve olayları incelemektedir:

-Telepati (Teliepathy): Diğer bir insanın zihin haline veya düşüncelerine karşı bir uyanıklık ve alğılamadır.

-Duru görü (Clairvoyance, Telestezi): Bir olay veya bir şeyin normal duyumlar dışında, uzaktan algılanmasını sağlayan uyanıklıktır.

-Önceden bilme (Precognition, Kehanet): Henüz cereyan etmemiş bir olayı görmek ve açıklamaktır.

-Zihnin madde üzerine etkisi (Telekinezi): Bir insanın fiziki organlarını kullanmadan, diğer bazı güçlerini kullanarak, maddeler üzerinde etkili olmasıdır.

-Psikometri (Psychometry): Bir insan veya olay hakkında, geçmişte ve gelecekte olacak veya olmuş şeyler hakkında cansız bir obje yardımıyla bilgi sahibi olmaktır.

-Radyestezi (Dawsing): Bir anten, çubuk veya sarkaç ile cisimlerin ve canlıların neşrettikleri dalgaları algılayarak, yeraltı su kaynakları ve madenlerin keşfedilmesi ve hastalıkların teşhis edilmesidir.

-Psikotoğraf (Psychophotograph): Hasta ile fiziki temas olmadan, uzaktan görme kabiliyetiyle tıbbi hastalık teşhisi yapmaktır.

-Ön teşhis (Paradiagnostic): Hasta ile fiziki temas olmadan, uzaktan görme kabiliyetiyle tıbbi hastalık teşhisi yapmaktır.

-Para Medieine: Çağdaş tıbbın açıklayamadığı değişik yollarla, hastalıkları iyileştirme metodudur.

Zihinle vücut kontrolü : irade dışı çalışan organların nasıl kontrol altına alınabileceğini öğrenmektir.

Vücut dışı deney (Out of body experience) OOBE, Astral Projeksiyon: Fiziki vücudun dışında, ruh veya zihnin, mekan ve zaman içinde seyahatidir.

ESP (DDİ) DUYUMLAR DIŞI İDRAK

(Extra Sensory Perception)

Duyumlar dışında bir algılamanın mevcudiyeti konusunda, ilk ciddi araştırmalar Dr. Josept Banks Rhine tarafından başlatılmıştır. Bu konuda daha önce Prof. William James ve İngiltere’den Dr. Mc. Dougall araştırmalar yapmışlardır.

Dr. Rhine insanın duyumlarını kullanmadan, dış dünyadan ve diğer insanların zihinlerinden bazı bilgiler alabileceğine inanıyordu. Bu hislere DDİ “Duyumlar Dışı Algılama” adını verdi.

Rhine deneyler için kart tahmin, tekniğini geliştirdi. Bir çok süje üzerinde yaptığı kart tahmin deneylerini, matematik ihtimal hesaplarıyla karşılaştırıyordu. Altı yıl süreyle yüz bine yakın deney yaptı. Sonuçları 1934 yılında ESP adı altında yayınlandı. Rhine’ne araştırmaları, mekanistik modern bilimin temellerini sarsıyordu. Duke Üniversitesi, ESP deneyleri için büyük para desteği sağlıyordu. 1935 yılında Rhine , Duke Üviversitesinde müstakil olarak parapsikoloji laboratuvarını kurdu. Rhine’in araştırmalarına karşı büyük bir tenkit kampanyası başlamıştı.

Mc. Gill Üniversitesi Psikologlarından Prof. E. Kellogg insanlığı refahı için önem taşıyan araştırmaların başka istikametlere saptırıladığını söylüyordu.

Prof. Rhine’in yürttüğü araştırmalar devam ediyordu. Ancak Duke Üniversitesi’nce tahsis edilen para çok azaldı . Başlıca tenkitler Rhine ve arakadaşlarını kullandığı matematik usullere yöneltiliyordu. Deney usulleri üzerinde de duruluyordu. Kayıt hataları, bilgi kartları, kartların hatalı karıştırlması tenkitler arasındaydı. Yapılan tenkitler deneylerin geliştirilmesine yardımcı oldu. Rhine’in başlangıç deneylerinde metot bakımından bir çok noksanlıklar olabilirdi. Bu seriden yapılan en önemli deney “Pearce Pratt” serisi olarak bilinmektedir.

1932 yılında Pratt, Dr. Rhine’in bir konferasına katıldıktan sonra kendisinin ve ailesinin ruhi güçleri olduğunu ileri sürdü. Pratt Dr. Rhine ile üniverrsitenin başka bir odasında açılan kartları tahmin ediyordu. Kartlar çift kopya olarak zarflar içinde veriliyordu. Sonuç hayret vericiydi. Tahminler ihtimal hesaplarının çok üstündeydi. Mesafe 250 metreye kadar artırıldı sonuç aynıydı. Dr. Rhine tahmin için kartlar üzerinde; yıldız, daire, kare, artı işareti, dalgalı hat olarak beş adet geometrik şekil kullanıyordu.

İngiltere’de de Prof. Rhine”ın deneyleri şüpheyle karşılanıyordu. Londra’ da Quenn Mary College’den Prof. SG. Soal l939 yılında ESP konusunda bir seri deney yaptı. Sonuçlar başarılıydı. Değişik şartlar altında deneylerini yaparak araştırmaları geliştirdi. Gayretleriyle İngiltere’ de parapsikolojiyi kabul ettirdi. l945 yılında Londra Üniversitesi Prof. Soal’a Bilim Doktoru unvanını verdi.

Parapsikoloji konusunda bu yıllarda bir de mecmua çıkıyordu. l943 yılında mart sayısı sayfaları arasında enteresan bir olayın haberi veriliyordu. Olaya PK (Psiko Kinesis) adı verildi. Rhine’in bürosuna genç bir kumarbaz gelerek zar ile deneyler yapabileceğini bildirdi. Genç adam istediği zarı atabiliyordu. Rhine talebe leri üzerinde de aynı deneylere girişti. PK olayı mevcuttu. Zihin, maddeyi etkiliyordu. Böylece PK çalışmaları da ESP’nin yanında yer aldı. Bu iki fenomenin insanın iradi ve gayri iradi sinir sistemiyle ilgili olduğu kabul ediliyordu. ESP konusunda ilk çalışmaları başlatan William Mc. Dougall l933 yılında öldü. Ölmeden önce çalışmalarının kısmi sonuçlarını gördü. Parapsikolojinin ABD ve dünyada yayılmasına J. B. Rhine’in yenilmez iradesi ve araştırma arzusu sebep olmuştur. 25 deneyde beş isabet matematik ihtimal hesabına girmektedir. Beşin üzerinde elde edilen doğru tahminler ESP kabul edilmektedir.

Rhine’ın bazı süjelerle elde ettiği sonuçlar aşağıya çıkarılmıştır.

Rhine ve Soal’in yaptığı deneyler l933 yılında ABD’de kimyağer Dr. George R. Price’in ortaya koyduğu tenkitlerle, duyumlar dışı algılamaya inanış büyük bir sarsıntı geçirdi. Dr. Price şöyle diyordu: “Rehine ve takipçileri gerçekleştirdikleri deneyleri karşılıklı hipnoz halinde başarmışlardır. İstatistik ve kabul hataları yapılmıştır.

Bu deneyler, bilim dünyasını bir tercihle karşı karşıya bırakmıştır. ESP mevcutsa mekanistik modern bilim yanlıştır. Yahut bu ESP deneylerini yapanlar namuslu insanlar değildirler.”

l960 yıllarında Parapsikoloji Price Hansel Okulu’nun tenkitleri ve yetenekli deneklerin bulunamaması sonucu kötü deneklerin bulunması sonucu kötü günler geçirmiştir. l965 yılında Rhine emekli yaşına geldi. Duke Üniversitesi de parapsikoloji laboratuvarını desteklemekten vazgeçti. Ancak dünyanın çeşitli bölgelerinde münferit deneyler yapılıyordu. Prof. Hansel, ESP hakkında yazdığı kitapta şöyle diyordu: “ESP yoksa genç bilim adamlarının enerjileri daha faydalı sahalara çevrilmelidir.” Bu arada Hava Kuvvetleri (ll) laboratuvarlarında Amerika’da Veritac adı verilen otomatik bir makineyle deneyler yapılmıştır. Veritac otomatik bir makinedir. Rastgele kart atışları yapmakta denekler de bu kartları tahmin etmektedirler. Makine isabet eden sonuçları da kaydetmektedir. Bu makineyle yapılan deneyler ESP’nin mevcudiyetini teyit ediyordu. Bu makineyle insanın yapacağı hata ve hile ihtimalleri ortadan kalkıyordu.

İngiltere’de de Gn. Tyrreli bir cins makineyle başarılı ESP deneyleri yapmıştır. IBM hesap makineleriyle de bazı deneyler yapılmıştır.

l970 yıllarında geliştirilmiş yeni metotlarla yapılan deneylerle parapsikoloji yeniden doğuyordu. Uzay çağının başlamasıyla elektronik endüstrisinde bir patlama olmuştur. Entegre devrelerle, silikon levhaları üzerine milimetrik işlemlerle kompleks devreler meydana getirilmiştir. Böylece çok küçük hacimlere sığan ESP makineleri yapılmıştır.

İlk ESP makinesini Boing Araştırma Laboratuvarları’nda Dr. Helmut Schmidt meydana getirmiştir. Bu maksat için Strontium 90 kullanılmıştır. Modern fiziğe göre atomik çekirdeğin radyoaktif çözülmesi tamamen tesadüflere bağlıydı. Bu nedenle matematik hesaplarla bilinmesi mümkün değildi. Strontium 90 atomu çözülmede yüksek hızla elektron fırlattığı zaman Geiger-Müller tüpüyle kaydedilebiliyordu. Bu elektronlar tamamen tesadüflere bağlı aralıklarla yayılıyordu. İşte bu elektronlar Schmidt makinesi tahminleri için esas alınmıştır. Makine çalıştırılınca içindeki sayaçta l, 2, 3, 4, rakamları görülmektedir. Her durumun tekrar meydana gelmesi için ihtimal, saniyede milyonda birdir. Denek panelin önünde dört renkli lamba mevcuttur. Her lambaya komuta eden bir anahtar bulunur. Düğmeye basıldığı süre bir şey görülmez. Geiger Müller tüpüne gelen elektronla o anda hangi durumda ise Modulo-4 sayacını durdurur. Bu esnada çeşitli geçitler açılır ve panel üzerindeki ilgili lamba yanar. Eğer denek doğru olarak tahmini yapmışsa o lamba yanar ve cihaz otomatik olarak bu tahmini kaydeder. Aynı şekilde başarısız deney de kayıt edilir. Ayrıca bir kart delinmek suretiyle dışarıda da kayıt yapılmış olur. Makine üzerinde sayacı değiştirme ihtimali yoktur. Bu suretle hile ve yanılma ihtimalleri ortadan kaldırılmıştır.

Schmidt makinesi parapsikoloji deneylerinde kullanılan en gelişmiş bir cihazdır.Schmidt bu makineyle birçok deneyler yaptı. Bir kısmı şans hudutlarını aşıyordu. Bir fizikçi olan Dr. DW. ile yaptığı çalışmalar çok başarılı oldu. DW. 7.600 denemede 2.065’lik bir isabet sağlamıştı. Bu şansa bağlı olan ihtimalden l65 daha fazla idi. Schmidt yeni süjeler aradı. Scattle de bir grup psikabiliyetli spirütüalist arasında deneyler yaptı. Şansa karşı başarılı sonuçlar aldı. Schmidt’in ikinci deneyi: (l2)

Bu yapılan deneylerde iki ihtimal ortaya çıkmaktadır. Süje yalnız tahmin yapıyorsa bu önceden bilmektir. Eğer makineyi etkileyerek istediği lambanın yanmasını sağlıyorsa PK, zihnin madde üzerindeki etkisi ortaya çıkmaktadır.

PK testleri için Schmidt makinesini değiştirerek daha basit yalnız iki çıkışlı bir cihaz meydana getirmiştir. Bir daire içine yerleştirilmiş dokuz lamba gözle görülür bir panele bağlanmıştır. Schmidt bu yeni cihazla da yaptığı deneylerde ESP ve PK’nın mevcudiyetini ortaya çıkarmış oluyordu. Ancak şüphe edenler, Schmidt’in bütün deneylerinin hatalı olduğunu ileri sürerek İPS realitesini kabul etmekten kaçınabileceklerdi.

Başka bilim adamları da Schmidt makineleriyle deneyler yaparak müspet sonuçlara ulaştılar. l969-l970 yıllarında Kuzey Karolina Parapsikoloji Enstitüsü’nden Erlengur Haraldsson çeşitli kaynaklardan temin ettiği 74 denek arasından en başarılı l2 tanesini seçti. Bunlarla yaptığı testlerde 2.000’de 1’lik bir sonuca ulaştı. l969 yılında, Boig Laboratuvarı’na taşınmış, insanlar ve hayvanlar üzerinde çeşitli başarılı deneyler yapmaktadır.

RÜYA TEST ÇALIŞMALARI

New York Maimonid Tıbbi Merkezi’nde de parapsikoloji ile ilgili diğer bir seri deney, modern cihazlarla yapılıyordu. Çalışmalar l960 yılında Dr. Montague Uliman tarafından başlatılmıştı. Bir uyku monitörü tekniği kullanılarak telepatik rüyaların meydana getirilmesi incelenecekti. Laboratuvar kurmanın pahalı olması nedeniyle parapsikoloji tesisi başkanı çalışmalarda Mrs. Eileen Garrett’ten yardım istedi. Garrett hayatında birçok ruhi olay yaşamıştı. Konu bilimsel olarak incelendikten sonra yer ve teçhizat temin edildi.

Garrett kendisi de denek olarak çalıştı. İki yıllık bir çalışmadan sonra Uliman tam teşkilatlı bir rüya laboratuvarının kurulmasına karar verdi. Menninger vakfından temin ettiği para yardımıyla projeyi Maimonid Hastanesi’ne taşıdı. Hastanenin akıl hastalıkları direktörü oldu. Modern rüya laboratuvarları çalışmalar l950 yıllarında Şikago Üniversitesi’nden Dr. Kleitman tarafından başlatılmıştı. Bu deneyler esnasında denek rüya gördügü sırada, beyin dalgaları açık olarak EEG İile kaydedilebiliyordu. Rüya gören insanda göz kürelerinde hafif titremelerin meydana geldiği de tespit edilmişti. Rüyasız uykuda bu titremeler meydana gelmiyordu. Bu olaya REM (süratli göz küresi titremesi) adı verildi. Bu titremeler elektriki olarak bir cihaz yardımıyla tespit edilebiliyordu. Bu buluşla rüya psikolojisinde ileri bir adım atılmış oluyordu.

Yapılan deneylerde, uyuyan bir insanın rüya görmeye başladığı an, tespit edilebiliyor, rüya bittiği anda uyandırılarak gördüğü rüyayı anlatması isteniyordu. Bu şekilde banda kaydedilerek yapılan çalışmalarda, rüyanın birçok sırları çözüldü. Uyku esnasında rüya görme zamanının %25 olduğu tespit edildi. Normal bir insan gecede vasati dört rüya görüyordu. İnsan ilk rüyayı uyuduktan bir saat sonra görmeye başlıyordu. Rüyanın süresi de l5 dakikaydı.

REM deneyleri esnasıda denek rüya görürken uyandırılırsa gördüklerini hatırlamaktadır. Eğer rüya görme bittikten bir süre sonra uyandırılırsa hiçbir şey hatırlamamaktadır. Ullman Rüya Laboratuvarlaı’nda tipik telepati alıcı olarak çalışacak denek, EEG ve REM cihazına bağlanmaktadır. Bu alıcı denek uyuyarak rüya görmeye başladığı anda, diğer bir odaya yerleştirilen verici denek, rastgele seçilmiş resimler üzerine teksif olarak göndermeye başlıyordu. Her uyku devresi sonunda uyandırılan alıcı, deneğin rüyada gördüklerini teybe kaydediyordu. Deney sonunda değerlendirilen resimlerin rüya halinde şansın üzerinde bir doğrulukta ortaya çıktı. Aynı deney l964 yılında Dr. Şol Feldstein ve Miss Joyce Plosky tarafından da yapılmış başarılı sonuçlar alınmıştır.

His bombardıman tekniği adı verilen diğer bir deney de Dr. Re Masters ve Dr. Jean Houston tarafından değişik şuur hallerini incelemek için yapılmıştır. Meydana gelen trans hali, hipnotik uyku, astral seyahat gibi meditasyon metotlarıyla meydana getirilen şuur haline benziyordu. Denek audio-visual bir çevreye yerleştirilerek, 2,5 metre büyüklüğünde kavisli bir perdeye slaytlarla çevresini kapayacak şekilde hayaller aksettiriliyordu. Bir çeşit stereo hoporlörden ses de kulakları bombardıman ediyordu. Bu müşterek ses ve hayal etkisi bir süre sonra deneği ASC (Altered State Consiousnous) değişik bir şuur haline sokuyordu. Bu hal içinde süje derin heyecan halleri yaşar. Bazıları da derin mistik bir uyanıklık haline geçer. Maimonid’den Dr. Stanley Krippner, süjenin telepatik kabiliyetini artırmak için bu sistemen etkili olduğunu açıklamıştır.

Moden parapsikololoji artık ESP olayları EEG, kompütür, tesadüfi rakam jeneratörleri ve uyku monitörleriyle deneylere tabi tutulmaktadır. Çok değişik şartlar altında yapılan deneyler PSİ varlığını ortaya koymuştur. Müspet istatistiki sonuçlar çalışmaların geliştirilmesine yol açmıştır. Bazı insanların olayları, meydana gelmeden önce sezinledikleri ortaya çıkmıştır. Bunlar EP olaylarıdır. Bazıları da zihinleriyle maddeye etkileyerek olayları isteklerine göre meydana getirebilmektedirler. Bunlar da PK olaylarıdır. Bu değişik tesirli olaylar belki de kaynağında birdir. Bizim henüz mevcudiyetini bilmediğimiz bir mekan ve zaman içinde gerçekleşmektedir. Gelecek yıllar içinde daha gelişmiş metot ve teknikler bulunarak ESP’nin mevcudiyeti şüphe edenlere kanıtlanacaktır.

Günümüzde ABD’de Düke Üniversitesi, New York Maimonki Tıp Merkezi, İngiltere’de Londra Üniversitesi, Hollanda’da Utrecht ve Batı Almanya’da Freburg Üniversiteleri başlıca parapsikoloji ile uğraşan merkezlerdir.

SSCB’DE PARAPSİKOLOJİ ÇALIŞMALARI

SSCB’de Prof. Vassiliyev’in l930 yıllarında yaptığı araştırmalar ilgi çekicidir. Buluşları, Zihni Telkin Tecrübeleri adı altında ancak l962 yılında Stalin devrinin kapanmasından sonra yayınlanabilmiştir. Vassiliyev araştırmalarını telepati yoluyla düşüncelerin beyinler arasındaki nakli sahasına yöneltmiştir. Fizyolog l. F. Tomasevski ve psikiyatris A. V. Dubroski çalışmalarında yardımca oluyorlardı. Bu maksat için yetenekli iki süje buldular. Ruhen hasta olan İvanovna ve Fedorova, Dr. Dubroski’nin tedavisi altında idiler. Yaşları yirmi beşti. İvanova deney odasında beyin dalgaları, cilt direnci ve diğer biyolojik fonksiyonları ölçülecek şekilde aletlere bağlanıyordu. İvanova’ya telkin yapılmaya başlanınca hipnoza giriyordu. Cihazlar da bunu kaydediyordu. İki kadın önceleri ayrı ayrı odalarda daha sonra da uzak mesafelerde transa sokuldular. Beyin yoluyla birbirlerine gönderdikleri mesajler kaydediliyordu. Beyin dalgalarında şiddetli değişiklikler meydana geliyordu. Faraday kafesi içinde aynı deneyler yapıldı. Telepatik neşriyat devam ediyordu. Bu dalgalar elektromanyetik dalgaların özelliğine sahip değildi.

Vassilyev telepatik yayının radyasyon olup olmadığını da araştırmıştır. Tomasevski kurşundan bir tabut içine yerleştirilerek deneylere devam edilmiştir. Fedorova, Tomasevski’nin verdiği kısa bir zihni telkinle uyku haline girmiştir. Telepatik zihni dalgalar kurşun levhalardan da geçiyordu. Vassilyev ruhi olayları mekanistik görüşe bağlayamayınca endişeye kapıldı. Çünkü buluşları rejime karşıydı. Başlangıçta süjelerin karşılıklı transa girmeleri şartlı refleks olarak düşünüldü. Deneyler değişik süjeler üzerinde de yapıldı. Netice katiydi. Deneklerde şuur kaybı oluyor, transa giriyorlardı. Prof. Vassilyev mesafeyi uzatarak da deneyler yaptı. Tomasevski’yi Sivastapol’a gönderdi. Arada 1.500 kilometre mesafe vardı.

Tomasevaki kararlaştırılan saatte konsantrasyona geçti. O anda Dubroski ile konuşmakta olan İvanova uyuyarak trans halindeyken soru sorulup cevap da alınıyordu. Süjeler arasında mükemmel bir haberleşme kanalı mevcuttu. Kendile rine sorulunca bu hali telefona benzetiyorlardı. Bazen de iplere bağlı birer kukla gibi hareket ettiklerini söylüyorlardı.

Prof. Vassilyev uyuşturucu ilaçlarla da deneyler yapmıştır. Meskalin verdiği bir kızla başarılı duru görü deneylerine ulaşmıştır. Sekiz adet kutu içine pamuklara sarılı cisimler yerleştirerek bunların ne olduğunu sormuştur. Üzerinde Moskova Merkez Postanesi’nin bulunduğu resimli bir pulu “bu koca taştan binayı bu kutu içine nasıl soktunuz” diye cevaplandırmıştır. Denek kız, beş kutu içindeki cisimleri bilmeyi başarmlıştır.

Dr. Vassilyev l960 yılında yapılan bir bilimsel toplantıda şöyle demiştir. “ABD Deniz Kuvvetleri nükleer denizaltılarda haberleşme için ESP deneyleri yaptılar. Bizim ortaya attığımız bilim üzerinde 25 yıldır inandırıcı deneyler yapıldı. Peşin hükümlerden kurtulup çok önemli olan bu sahada çalışmalara girmeliyiz. ESP yoluyla elde edilecek enerji ve güçlerin keşfi nükleer enerji kadar önemli olacaktır.”

Bir yıl sonra da Leningrad’da Vassilyev yönetiminde üniversitede parapsikoloji laboratuvarları kuruldu. SSCB’de l970 yılı başlarında 20 ‘den fazla ESP sahasında çalışan laboratuvar mevcuttu. Genç bilim adamlarından Prof. Edward Maumov biyologtur ve parapsikoloji sahasında çalışmaktadır. SSCB’de bugün geniş çapta parapsikolojik araştırmalar yürütülmektedir. Bilhassa Nikolayev Yuri Kaminski çifti üzerinde başarılı deneyler yapılmaktadır.

Novosibirsk ile Moskova arasında 3.000 km. uzaklıkta Sovyet Bilim Akademisi tarafından aşağıdaki deneyler gerçekleştirilmiştir: Deneyleri Dr. Kogan yönetmiştir. Moskova’ da Yuri Kaminski elektrikle tecrit edilmiş bir odaya bilim adamları nezaretinde yerleştirilmiş kayıt cihazlarına bağlamıştır.

Kamiski biyofizikçidir. Krat Nikolayev de Sibirya’da Novosibirsk’te bir otelde bilim adamları nezaretinde deneye hazırlanmıştır.

Kaminski’ye evvela halkalı parlak bir yay verilmiştir. Kamisnski bir süre gevşedikten sonra cisme ve Nikolayev’e karşı kendini teksif etmiştir. Nikolayev aldığı telepatik mesajları şöyle bildirmiştir. “Parmakları görünmeyen bir şeyi tutuyor. Dairevi, madeni, parlak, bir bobinebenziyor.” İkinci cisim de siyah saplı bir tornavidaydı. Onu da kşöyle algılamıştır: “Uzun ince, madeni, plastik. Siyah plastik,” Kaminski müteakiben zener kartlarıyla göndermeye geçmiştir. Nikolayev 20 karttan l2 tanesini başarıyla bilmiştir. Bu ihtimal hesaplarına giren 25’te 5’in çok üstünde bir sonuçtu. Dr. L. Kogan şöyle demektedir: “Yapılan tecrübelerin sonuçları göstermiştir ki, sırrını henüz bilemememize rağmen, parapsikoloji bir bilim dalı olarak ortaya çıkmıştır.”

Bir tiyatro aktristi olan Nikolayev de, kendisinin doğuştan güçlü bir insan olmadığını telepatik yeteneğini uzun çalışma ve egzersizlerle elde ettiğini, herkeste mevcut olan bu yetenkleri geliştirebileceğini açıklamıştır.

SSCB’de l965 yılında Popov grubu geniş bir programla çalışmalara girişmiştir. Bu grubun başkanı Dr. Kogan ve yardımcısı Edward Naumov idi. l967 yılında Leningrad Üniversitesi ile Moskova arasında değişik bir deney gerçekleştirildi. Karl Nikolayev EEG ve diğer cihazlara bağlanmış olarak Leningrad Üniversitesi’nde bir odaya konuldu. Yarım saatlik bir gevşemeden sonra tecrübeye başlandı. Kaminski Moskova’dan telepatik mesajları göndermeye başladığı zaman Nikolayev’in bağlı olduğu EEG’deki A ritmi halinde yayılmakta olan beyin dalgalarının aniden değiştiği görüldü. Bu suretle kağıt şerit üzerine çizilen grafik, Nikolayev’in beynine ulaşan mesajlardı. Telepati olayı bu deneyle bilimsel olarak kanıtlanmış oluyordu.

Karl Nikolayev, Yuri Kaminski çifti üzerinde Leningrad Üniversitesi’nde yapılan diğer bir deneyde de başarı elde edilmişti. Kaminski bir odada oturuyordu. Dürbüne benzer bir cihaza bakıyordu. Cihazın içinde belirli frekansta titreşen farklı aralıklarla yanıp sönen bir ışık görülüyordu. Bu ışık flaşları deneğin beyin dalgaları üzerinde karakteristik degişimler meydana getiriyordu. Aynı anda Kaminski Nikolayev’i tahayyül ediyordu. Gönderme esnasında başka bir odada oturmakta olan Nikolayev telepatik mesaj aldığını bildiriyordu. Başına elektrotlarla bağlı EEG’de de ışık çakışları sıçramalarla görülüyordu.

Bioinformasyon konusunda Sovyetlerin yaptıklarını öğrendiğimiz bir deney de nükleer denizaltı ile kara arasında cereyan etmiştir. Denizaltıya yavru tavşanlar yerleştirilmiştir. Merkezde de ana tavşanın başına EEG elektrotları bağlanmıştır. Denizaltı uzaklaşıp dalışa geçtikten sonra yavru tavşanlar belirli aralıklarla öldürülmüştür. Her yavrunun öldürülmesinde ana tavşanın beyin dalgalarında tepkiler kaydedilmiştir. Bilindiği gibi elektromanyetik dalgalar su içinde yayılmamaktadır. Bu deneyle canlılar arasında mahiyeti bilinmeyen, haberleşmenin yayıldığı bir vasatın mevcudiyeti kanıtlanmış oluyordu.

SSCB parapsikologu Naumov, ESP konusunda görüşlerini şöyle açıklamaktadır:

“Biz insan düzeyinde şuur dışı gerçekleşen bir haberleşme sistemini bulmak üzereyiz. İnsan normal şuuru dışında başka bir insanı etkileyebilir mi? Bu telesomatik akımların yayılmasına neden olan şartlar nelerdir? Bu telesomatik akımlar belirsiz bir boyutun bilinmezliği içindedir. İşte bu bilinmeyen enerji üzerinde yapılacak çalışmalar sonucu elde edilecek buluşlar beşeri münasebetleri mükemmel bir ahenk içine sokabilecekter.”

SONUÇ

ABD New York Times Gazetesi’nin l6 Temmuz l977 sayısında şöyle bir haber yayınlanıyordu:

“ABD insanlığın esir edilebileceği görünmez silahlar geliştiriyor. ”

l978 yılında Walter Boward adındaki Arizonalı gazeteci yazar, Operation Mind Control (Zihin Kontrol Harekatı) adında yayınladığı kitabında şunları anlatmaktadır:

“CIA tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler ABD hükümetinin uyguladığı çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızca bir kısmıdır. Bu deneyler binlerce kişi üzerinde 35 yıl devam etmiştir. Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik, mikrodalgalar, alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve davranış değişiklikleri terapisidir.

CIA psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başararak artırmıştır. Şimdi bu kabiliyetleriyle yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu harf görünmez, muharebe sahası insan zihinleridir.

Parapsikolojik silahları devletler vatandaşlarını kendi ideolojik ve politik sistemleri içinde tutmak için veya diğer ülke insanlarının zihinlerini etkileyerek değiştirmek ve kendi gayelerine uygun yönlendirmek maksadıyla kullanacaklardır.>

Yazar Walter Boward kitabında şunları söylemektir:

“En büyük hayret edilecek şey, milli güvenlik etiketi altında Crytocrasy (Bürokrasinin gizli planı) zihinlerin kontrolünü araştırmaktadır.”

Yazar Boward zihin kontrolü için uygulanan MKUTRA projesi hakkında da şöyle demektedir:

“Senato istihbarat komitesine; Amiral Turner, CIA uyuşturucu ilaç deneylerini durdurdu demiştir. Sorulmadı ve kendisi de gönüllü olarak yeni zihin kontrol projelerinden bahsetmedi. Turner zihin kontrol harekatının durdurulduğunu söylemedi, yalnızca deneyler durduruldu dedi.”

Doğu ve Batı Bloku ülkelerinde insan zihninin kontrolü için ciddi araştırmalara girildiği anlaşılmaktadır. Günümüzde insan zihinlerine çeşitli tip araçlarla (gazete, kitap radyo ve televizyon) uluşma imkanları artmıştır. İnsan denilen biyolojik varlık çok kolay bir şekilde programlanabilmektedir. Beyin yıkama metotlarıyla şartlandırımış robot katiller kolayca öldürülebilmektedirler.

Okult (batıni, gizli) bir bilgi olan teknomaji (teknik büyü) ‘nin sırları son 300 yıl içinde insanlar tarafından çözülmüştür. Teknoloji adı altında uygulanarak doğaya hakimiyet sağlanmıştır. Bu bilgiler korkunç silahları da beraberinde getirmiştir. Teknokrat bilim adamı, askerlerden oluşan bir grup bu güçlerin kontrolünü elinde bulundurmaktadır.

XX. yüzyılın son 25 yılı içinde parapsikoloji ve psikotronik gibi adlar altında psikomaji (ruhsal büyü) ‘nin uygulama alanına konduğu yıllar olacaktır. Bu majinin hedefi insan zihinlerini kontrolüdür. Geleceğin insanının kaderini psikologlar, psikiyatristler, nörologlar, nörobiyologlar, biyokimyacılar, kuantum fizikçileri çizecektir.

Türkiye l977’li yıllar içinde parapsikolojinin harp şeklinde uyguladığı ve bunun korkunç kabusunun yaşandığı bir ülke olmuştur. Bu görünmez harbin gelecek yıllarda da devam edecektir. Yalnızca fiziki tedbirlerle önlenmesi mümkün görülmemektedir. Alınacak tedbirleri öğrenmek için en kısa zamanda parapsikolojik çalışmalara girmek mecburiyetindeyiz. Ancak geniş ve sürekli bir araştırma içinde bu harbin silahlarını tanıyarak gerekli savunma önlemlerini alabiliriz. ”

(Em.Kur.Alb. Baha Kadıoğlu Silahlı Kuvvetler Dergisi)


SAT Birlikleri

February 14, 2008

Son yıllarda hep söylendiği gibi soğuk savaş döneminin sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan etnik çatışmalar, bağımsızlık mücadeleleri, bölgesel olaylar ve yıkıcı bölücü faaliyetler ile birlikte ÖZEL BiRLiKLERE olan ihtiyaçlar gündemi meşgul etmektedir.

Dünya üzerindeki varlığını artan bir önemle sürdüren özel birliklerce icra edilen çok özel görevler ve bu birliklerin değişik yönleriyle ele alınması verilen önemin anlaşılması bakımından son derece gereklidir. Bir çok ülkede bu tip birlikler hak ettikleri ve olması gereken komuta/kontrol yapı içinde yer almaktadır.

Dz.K.K. bağlı SAT (Deniz Komando) timleri son yıllarda icra ettikleri görevlere paralel olarak ortaya çıkan önemi ile birlikte bir soruyu da beraberinde gündeme getirmektedir!

“Acaba SAT istenen ve olması gereken yerde midir?”

Özel operasyonlar icra edebilen ÖZEL BİRLİKLER, konvansiyonel bir güç olmasına karşın farklılığını; mükemmel, becerikli adamlara sahip olması ve yüksek teknoloji kullanımı ile hissettirir.
21.yüzyılda değişen dünyada çevre ülkelerle yaşanan sorunlar, etnik olaylar ve yıkıcı ve bölücü faaliyetler nedeniyle yaşanabilecek muhtemel savaşlar, küçük çaplı, büyük şiddette ve özel birlik harekatları seklinde olabilecektir.

Özel birlikler, çatışma alanına ilk girecek öncü birliklerdir. Silahlı Kuvvetlerin özel muharebe ihtiyaçlarını karşılarlar. Genel olarak değerlendirildiğinde farklılık gösteren ana özellikleri şöyle sıralanabilir;

*Kaliteli/maceraperest personel.
*Çok özel, zor ve yüksek kalitede eğitim.
*Gelişmiş teknoloji kullanımı.
*Değişen konsept ile çok yönlü kullanım.
*Değişen durumlara uyabilme ve faydalı olabilme yeteneği.

Temel kuralların en önemlilerinden birincisi; deniz, hava ve kara harekatını istenen her şartta başarıyla icra edebilen yüksek kaliteli personelin seçimi ve belirlenecek yeterli bir sure görevde kalmasının sağlanmasıdır. Bu üstün özellikli ve yetişmiş insanlar özel birlik harekatları kapsamında bütün görevlerden başarı ile galip çıkmayı başarabilecek güce ve morale sahiptirler. Tecrübeler, görevin icrasındaki başarının arkasında özel birlik personelinin yeteneğinin ve maceraperest karakterinin olduğunu kanıtlamaktadır.

İkinci temel kural ise; özel birlik mensubu kişilerin konusunda uzman, imkansızı başarabilecek oranda, zor ve yüksek seviyeli standarda sahip eğitim almasının zorunlu olmasıdır. Ancak birinci sınıf bir eğitim istenen başarıyı garanti eder.

Barış şartlarında yapılacak eğitimler özel birlikleri gerçek bir durumda karşılaşacakları olaylar için hazırlamaya yetecektir. Yüksek risk içeren bölgelere sızmak ve görev icra ederek geri sızmak ancak; deniz, hava ve kara harekatını bir uyum içinde icra edebilen ve bu maksatla denizaltı, uçak, helikopter, özel lastik botlar ve diğer kara ve su üstü vasıtaları ile harekât yapabilen çok özel birliklerce başarılabilecektir. Gegmişte en çok kullanılan hedef bölgeye sızma yöntemlerden birisi de paraşüttür. Özellikle yüksek irtifadan (34000 Ft.) oksijen donanımı ile atlayarak havada uzun sureli intikal (HAHO) ya da direkt olarak hedef üzerine atlayış (HALO) tekniği ve bunlann kara veya deniz harekâtı ile devamı şeklindedir. Oldukça zor, iyi eğitim isteyen, ancak son derece etkili bir silah ya da sızma yöntemi olarak açıklanabilir. Halen tüm dünyada etkin bir şekilde kullanılmaktadır.

Denizden sızma ise; denizaltılar, özel sualtı intikal vasıtaları (SDV) ve botlar ile icra edilen, etkili ve özellikle paraşüt ile bütünleştiğinde tespiti ve önlenmesi oldukça güç bir yöntemdir. Ancak yüksek kalitede kişilerin, almış olduklan zor ve özel eğitimlerle mümkündür.

“Özel birliklerin gücü, sahip olduklan özel yeteneklerinden gelmektedir.”

İmkân kabiliyetleri oldukça yüksek olan özel birlikler barış şartlarında, yasalar çerçevesinde verilebilecek çok özel/gizli görevleri ve toplumu etkileyen anti-terör görevlerini de başarıyla icra edebilirler. Bu maksatla kullanılmaları söz konusu olduğunda normalden farklı olarak başta ABD ve birçok NATO ülkesinde olduğu gibi özel bir komuta-kontrol yapı içinde bulunmaları gerekmektedir.

Dz.K.K.lığına bağlı SAT timlerinin muadili yada benzeri görev icra eden bazı özel birlikler:

– ABD SEAL (Navy), RANGERS/GREEN, BERETS/DELTA FORCE (Army) Timleri,
– İngiliz SBS (Navy) ve Special Air Service (Army),
– Fransız GROUFUMACO (Navy) Timleri,
– İsrail KOMMANDO YAMi (Naval Commando) Timleri,
– Pakistan NSSG (Dz.Kuvvetleri Özel Harekat Dairesi) Timleri,
– Alman KAMPFSCHWIMMER KOMPANIE (Navy) Timleri,
– Hollanda ROYAL MARINIER COMMANDO (Navy) olarak sıralanabilir.

KÖRFEZ SAVAŞI süresince icra edilen “Çöl Kalkanı ve Çöl Fırtınası” harekatlarında ABD Özel Kuvvetler K.lığı (USSOCOM) savaşa destek açısından halen kendisine bağlı olarak görev yapan NAVY SEALs, ARMY Spec.Forces (G.Berets, Rangers, Delta Force) gibi özel birliklerini etkin bir şekilde kullandı. Yoğun keşif-istihbarat temini, düşman hatları gerisinde iHK görevleri ve yakın hava destekli (CAS) özel görevler yapıldı.

Orgeneral SCHWARZKOPF’un Savaşın başlarından itibaren özel birliklerini kullanma arzusu bu birliklere verdiği önemi göstermiştir. Irak toprakları derinliklerine sızan ABD SEAL ve DELTA FORCE timleri SCUD rampaları/hava savunma radarları vb. kritik hedeflerin Lazer Güdümlü Mermi (LGB) imkan kabiliyetli uçaklar tarafından nokta atışı ile imha edilmesinde etkin görev yaptılar. Geçmişte ABD Deniz Kuvvetleri bağlı Deniz Komandolar (UDT/SEAL) tarafından çok başarılı özel görevler yapıldı. ilk görevleri Kasım 1942 Kuzey Afrika görevi ve 1944 Haziran’ ında Normandiya’ da amfibi harekat ile başladı. Kore savaşında Komunist Çin’e karşı limanlara ve gemilere yönelik sabotajlar yapıldı.

Vietnam Savaşı yıllarında SEAL timler Vietkong hatları gerisinde 153 büyük operasyon icra etti ve savaş esiri rehinelerin kurtarılmasında önemli görevleri başardı. 1983’de Grenada’da “Just Cause” harekatı ve 1989’da Panama hava alanının ele geçirilmesinde etkin rol aldılar. Halen SEAL tim mensubu gönüllü personel arasından seçilerek oluşturulan SEAL TEAM-6 ise, diğer ABD özel birliği DELTA FORCE ile müşterek olarak anti-terör operasyonları yapmaktadır.

İngiliz SBS (Special Boat Squadron) ve Special Air Service timleri 2.Dünya Savaşı’nda Alman gemilerine ve Kuzey Afrika’da Alman ikmal yollarına taarruzlar tertipledi.1977’de MOGADISHU’a rehine kurtarma operasyonu ve Hollanda’da MOLLUCCAN teröristlerince kaçırılan yolcu treninin kurtarılması, 1980’de Londra’da İran Büyükelçiliği operasyonu en başarılı görevleridir. Mayıs 1982′ de Falkland Adaları savaşında Arjantin hatIarı gerisinde özel görevler yaptılar. Körfez savaşında ise SCUD rampalarının koordinatlarını ABD ve İngiliz savaş uçaklarına bildirmek ve imhasını sağlamak üzere ABD SEAL timleri ile müşterek görev icra ettiler.

Fransız Deniz Komandoları (GROUFU-MACO) 1940’h yıllarda Kuzey denizi ve değişik harekat bölgelerinde Alman’lara karşı başarılı taarruzlar düzenlediler. Hollanda’da Walcheren Adaları harekatında 300 Deniz Komandosu 1500-2000 düşman askerini etkisiz hale getirerek adayı ele geçirdi.

1983-84’te Didon-IV operasyonu için Beyrut’ta görev yaptılar. Barışta deniz ve hava harekatı (Seaborn/Airborn) için yetiştirilmekte olan GROUFUMACO timleri, denizde ayrıca gemi zapt ve müsadere (BOARDING) görevi de icra etmektedir.

italyan COMSUBIN (Commando Subacquei de Incursori) timleri çok özel eğitimli Deniz Komando birlikleridir. Sualtı sinsi taarruzlarının ilk ve en eski timleridir. 1941’de bir grup XMAS savaş yüzücüsü Alexandria limanında iki İngiliz savaş gemisi batırdı. Soğuk savaş döneminde, bu farklı askerler batılı müttefiklerince çok değerli görülüyor ve komünist ülkelere karşı müştereken sabotajlar tertiplenmesinde başrol oynuyorlardı.

Halen bir Amiral tarafından kumanda edilen bu çok özel birlik İtalyan Deniz Kuvvetleri ihtiyaçlarına yüksek seviyede cevap vermektedir. Barış şartlarında müstakilen veya müşterek olarak Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı bir şekilde uyuşturucu, anti-terör ve rehine kurtarma gibi operasyonlar icra etmektedirler.

İsrail Deniz Komandoları “FiLOTiLLA 13” 1943 yılında Filistin’deki Yahudi Savunma Kuvvetleri arasından seçilen gönüllülerin katılımı ile kurulmuştur. II.Dünya Savaşı’nda müttefiklerine sayısız katkıda bulunmuşlardır. Daha sonraları Mısır, Suriye ve Lübnan’da yüzlerce özel görev icra ettiler. 1967’de Alexandria limanında 6 komando denizaltıyı terk ettikten bir süre sonra yakalanmış ve İsrail özel birliğinin intikal ve sızma tekniklerini geliştirmede o tarih bir başlangıç olmuştur. Nitekim 1969 yılında önce Ras-EI Abadi üssüne taarruz gerçekleştirilerek Mısır hava savunması çok zayıflatıldı, sonra da 19 Temmuz’da Suveyş Kanalı güneyini kontrol eden adayı ele geçirerek ALTI-GÜN SAVAŞI’ nda önemli bir rol oynadılar. 7 Eylül’ de ise savaş yüzücüleri Ras Sabat limanında iki torpido gemisi batırdı. 16-17 Ekim’de Port Said’ de sualtı ağlarını keserek ve imha ederek liman girişini denizaltılara açtılar. Haziran 1982’de PEACE FOR GALILEE operasyonu süresince Sidon-LÜBNAN’ da büyük çaplı bir amfibi harekatta başarılı görev yaptılar. Bu, çok özel eğitimli Deniz Komandoları son derece başarılı bir operasyonu daha 1988 yılında gerçekleştiriyordu. Akdeniz uluslararası hava sahasında gece sessizce süzülen C-130 uçağından paraşütle atlayarak İsrail Denizaltısı ile randevu tesis ediliyor, MOSSAD’ dan seçilen ve KOMMANDO YAMI timlerince kısa surede özel olarak eğitilen 30 kişi ile birlikte bir KOMMANDO YAMi timi personeli sualtında seyreden denizaltıdan ayrılarak TUNUS sahillerine çıkıyor ve Filistin Kurtuluş Örgütü (PLO) liderinin sağ kolu ABOU JiHAD (Ebu Cihad)’i imha ediyor ve kayıpsız geri dönüyorlardı.

Pakistan Deniz Kuvvetleri Özel Harekat Dairesi (NSSG) 1966’da oluşturuldu. Bati Pakistan Hindistan ordusu tarafından işgal edildiğinde, NSSG Deniz Komando timleri BENGAL’ deki isyan kamplarına saldırılar düzenlediler. Uzun yıllar HİMALAYALAR’ da Hindistan kuvvetlerine karşı başarılı oldular. Limanlara taarruzlar, sabotajlar ve anti-terör görevlerini yıllarca başarı ile icra ettiler.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız bağlısı SAT (Deniz Komando) timleri ise 1963 yılında kuruldu. 1974’te KIBRIS’ taki başarılı amfibi harekat sonrasında uzun sure sessiz kalmış ve önemi yeterince anlaşılamamıştı. Nihayet 19 yıl sonra gelen LUCKY-S, AVRASYA FERiBOTU operasyonları, iKİZCE HAREKATI ve IVAN-ÇERNİSKİ gibi görevlerde gündeme geldi. yüksek seviyede eğitimli, çok özel deniz, hava ve kara harekatını başarı ile icra edebilen, gönüllü kişilerden kurulu bu birim verilen önem nedeniyle son derece modern silah, malzeme/teçhizat ile donatılmış ve her an yeni başarılara imza atmaya hazır bir şekilde eğitimlerini sürdürmektedir.

SONUÇ : Benzer özellikte komando timleri tarafından icra edilen zor ve riskli görevlerin genel olarak başarılı operasyonlar ile sonuçlanması bu timlere verilmesi gereken önemin boşuna olmadığının açık bir delilidir. Yapılan görevlere bir başka açıdan bakıldığında, savaşta; ülkelerin ya da silahlı kuvvetlerin ihtiyacına daima en iyi şekilde cevap verildiği, barışta ise; özel operasyonlar ile geniş kapsamlı anti-terör ve barışa destek ya da insani yardım amaçlı harekatlar icra edildiği görülmektedir. Bunun bir diğer açıklaması ise özel birlik mensubu bir komandonun yegane heyecanı, motivasyonu, enerjisi ve isteği sadece ve sadece kendisine verilecek başarılması zor, riskli ve çok şey anlamına gelen özel görevlerdir.

Daima hazır ve ani müdahale kuvvetlerini oluşturan özel birimlerin nasıl ve ne şekilde kullanılacağına ilişkin stratejilerin tartışılmasına devam edilecektir. Planlayıcılar onları kullanmak için yapacakları planlarla her zaman zorlanacaklardır. Ancak doğru ya da yanlış, mutlaka bir plan yapmaları gerekecektir, Zira böylesine önemli özel birliklerin atıl durması heyecan ve motivasyon eksikliği gibi son derece tehlikeli bir durum ile karşı karşıya kalınmasına neden olacaktır.

Muhtelif düşünceleri değerlendirmek için konusunda uzman ve ihtiyaç sahibi değerli görevlilerden oluşan bir kurulu hayata geçirmek, söz konusu özel timlerin olabildiğince üst seviyede konuş, kuruluş ve komuta/kontrol yapısı ile gerçek anlamda özel birlik olabilmesi yolunda varsa eksik kalan hususların yerine getirilebilmesi için çalışmalara yön verilmesi yararlı bir adım olacaktır.

Dz.Kd.Yzb.Mustafa ERKOÇ